Türkiye’de Ocak ayında havası en kirli il bir kez daha Iğdır oldu. soğuk hava, inversiyon etkisi ve kontrolsüz emisyonlar nedeniyle kent adeta zehirli bir sis tabakasının altında kaldı. Günlerdir solunan kirli hava, başta çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar olmak üzere binlerce vatandaşı doğrudan etkiliyor.
Iğdır’da yaşayanlar artık aynı soruyu soruyor:
Bu çile neden her yıl düzenli olarak yaşanıyor ve çözüm için ne yapılıyor?
Günlük Hayat Zorlaştı
Vatandaşlar özellikle sabah ve akşam saatlerinde nefes almakta zorlandıklarını, göz yanması, baş ağrısı ve solunum problemlerinin arttığını dile getiriyor. Sokaklarda görüş mesafesi düşerken, evlerin camları açılmaz hâle geliyor.
“Bu sadece hava kirliliği değil, açık bir sağlık sorunu. Her kış aynı tablo, her kış aynı suskunluk.”
Sorun Biliniyor Ama Çözüm Neden Yok?
Uzmanlara göre Iğdır’daki hava kirliliğinin başlıca nedenleri:
-
Kalitesiz yakıt kullanımı
-
Plansız ve denetimsiz ısınma
-
Araç yoğunluğu ve egzoz salınımı
-
Şehrin coğrafi yapısı nedeniyle kirli havanın dağılmaması
-
Yetersiz ve gecikmiş önlemler
Bu nedenler yıllardır biliniyor olmasına rağmen, vatandaşlar kalıcı ve etkili bir eylem planı göremediklerini ifade ediyor.
“Vatandaş Her Yıl Aynı Sıkıntıyı Neden Çekiyor?”
Iğdırlılar tepkili:
-
Hangi kurum neyi denetliyor?
-
Kalitesiz yakıt kullanımı neden engellenmiyor?
-
Toplu taşıma ve trafik düzenlemesi neden yeterli değil?
-
Doğalgaz, filtre, dönüşüm ve alternatif enerji konusunda somut adımlar neden gecikiyor?
“Sorun her yıl aynı, zarar gören her yıl aynı, ama çözüm hep erteleniyor.”
Talep Net: Geçici Değil Kalıcı Çözüm
Vatandaşlar artık geçici açıklamalar değil, net ve uygulanabilir adımlar istiyor:
-
Kalitesiz yakıta sıfır tolerans
-
Etkin ve sürekli denetim
-
Trafik ve ısınmaya yönelik acil eylem planı
-
Şehir genelinde uzun vadeli hava kalitesi stratejisi
Iğdır halkı, bu kentin kaderinin her kış kirli hava solumak olmadığını vurguluyor.
“Biz bu havayı hak etmiyoruz. Nefes almak lüks olmamalı.”
Hava kirliliği artık Iğdır için ertelenebilir bir çevre sorunu değil, doğrudan bir halk sağlığı meselesi olarak karşımızda duruyor.
HAKAN ARAS