<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>ARAS GAZETESİ</title>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr</link>
<description>Doğu Haberleri - Son Dakika Doğu Haber Güncel Gelişmeler</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.arasgazetesi.com.tr</copyright>
<image>
<title>https://www.arasgazetesi.com.tr</title>
<url>https://www.arasgazetesi.com.tr/images/genel/Adaaaaasız-1.fw.png
</url>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Eğitim: Adalete Sıkılan Kurşun</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>14 Nisan 2026’da Siverek’te bir meslek lisesinde meydana gelen saldırıda, okuldan uzaklaştırılmış 19 yaşındaki bir eski öğrenci, eline geçirdiği pompalı tüfekle okulu basmış; aralarında öğrencilerin ve öğretmenlerin de bulunduğu en az 16 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etti. Henüz bu olayın şoku atlatılamamışken, 24 saat geçmeden Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda bu kez bir öğrencinin, babasına ait silahlarla okula girerek dört canı hayattan kopardığı ve çok sayıda kişiyi yaraladığı ikinci bir facia yaşandı.</p>

<p>Bu iki olay zincirleme bir ihmalin, sistematik bir güvenlik boşluğunun ve en acısı da öngörülebilir bir felaketin tezahürüdür.</p>

<p><strong>Bu saldırılar gerçekten “önlenemez” miydi?</strong></p>

<p>Hukukta “öngörülebilirlik” diye bir kavram vardır. Eğer bir risk öngörülebilir ise, o riskin gerçekleşmemesi için gerekli tedbirlerin alınması bir yükümlülüktür. Aksi halde ortaya çıkan sonuç yalnızca failin değil, ihmali bulunan tüm kamu görevlilerinin ve sistemin sorumluluğunu doğurur.</p>

<p>Şanlıurfa’daki saldırganın okuldan uzaklaştırılmış olması, risk profilinin zaten oluştuğunu göstermektedir. Kahramanmaraş’taki olayda ise bir çocuğun, birden fazla ateşli silahı çantasında taşıyarak okula girebilmiş olması, güvenlik denetiminin fiilen yok sayıldığını ortaya koymaktadır. </p>

<p><strong>Bu noktada şu soruları sormak artık bir tercih değil, zorunluluktur:</strong></p>

<p>-Okullarda giriş-çıkış denetimleri neden yetersizdir?<br />
-Silahların çocukların erişimine açık olması nasıl mümkün olabildi?<br />
-Bir ortaokul öğrencisi bir çanta dolusu silaha hangi mekanizmaların zaafiyeti sonucu erişebildi?<br />
-Riskli öğrenciler için psikolojik ve idari izleme mekanizmaları neden işlemiyor?</p>

<p>Ceza hukuku yalnızca “faili cezalandırma” sanatı değildir; aynı zamanda sorumluluğu genişletme disiplinidir. Dolayısıyla bu olaylarda yalnızca tetiği çeken kişiler değil; silahı güvenli şekilde muhafaza etmeyen ebeveynler, okul güvenliğini yeterince sağlamayan idareler ve riskli bireyleri sistematik olarak izlemeyen kamu mekanizmaları da hukuken tartışılmak zorundadır. Zira hukuk, yalnızca gerçekleşmiş suçlara değil, gerçekleşmesine göz yumulmuş ihmallere de bakar.</p>

<p><br />
Bu iki saldırı, özellikle ABD gibi Batı ülkelerde çok sık görüp duyduğumuz ancak Türkiye’de uzun süredir “istisna” olarak görülen okul içi şiddetin artık süreklilik riski taşıdığını göstermektedir. Nitekim benzer saldırıların geçmişte de yaşandığı ve günümüzde giderek artan bir eğilim gösterdiğini görmekteyiz.</p>

<p>Bir toplumda okullar, en güvenli alanlar olmak zorundadır. Eğer bir çocukta ve bir öğretmende ders zilinin çalmasıyla birlikte ölüm korkusu yaşamaya başlıyorsa orada yalnızca bireysel suç değil, toplumsal bir çöküşten söz edilir.</p>

<p><strong>“Bu yalnızca cinayet değildir; bu, ihmalin kurşuna dönüşmüş halidir.”</strong></p>

<p>Ve eğer bu dosya yalnızca saldırganların ölümüyle kapanırsa, bilinmelidir ki gerçek sorumlular hiçbir zaman yargılanmamış olacaktır. Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; önlenmemiş her suçun arkasında da aranmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/egitim-adalete-sikilan-kursun/14/</link>
<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 15:51:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hukuk ve İnfaz: İsrail Nereye Gidiyor ?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p>Son günlerde İsrail cephesinden yayınlanan toplu idam kararları, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte de ciddi bir hukuki tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu tür kararlar, uluslararası hukukun en temel ilkeleriyle doğrudan temas halinde olduğundan meseleyi yalnızca güvenlik politikaları ya da iç hukuk düzenlemeleri üzerinden değerlendirmek yetersiz kalıyor.</p>

<p> </p>

<p>Her şeyden evvel, modern uluslararası hukuk düzeni, yaşam hakkını dokunulmaz ve devredilemez bir hak olarak kabul etmektedir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve özellikle Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, ölüm cezasını tamamen yasaklamasa da son derece dar bir çerçeveye oturtmaktadır. Keyfi uygulamalar, toplu kararlar ya da adil yargılanma ilkesinin ihlali halinde verilen cezalar, açıkça hukuka aykırı sayılır.</p>

<p> </p>

<p>Toplu idam kararlarının en problemli yönü ise bireysel sorumluluk ilkesini zedelemesidir ve bu durum da baştan savmacılık düşüncelerini yaygınlaştırır. Ceza hukukunun evrensel kabul görmüş prensiplerinden biri, suçun ve cezanın şahsiliğidir. Bu ilke, yalnızca ulusal hukuk sistemlerinin değil, aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi içtihadının da temelini oluşturur. Toplu yargılamalar ya da hızlandırılmış süreçler ise bu ilkenin fiilen ortadan kalkmasına yol açar. Bununla bağlantılı olarak, silahlı çatışma durumlarında devreye giren Cenevre Sözleşmeleri de belirleyici bir rol oynar. Bu sözleşmeler, savaş halinde dahi esirlerin ve sivillerin korunmasını güvence altına alır. Özellikle işgal altındaki bölgelerde uygulanan cezai yaptırımların, sıkı prosedürel güvencelere tabi olmasını ve ne şekilde uygulanmaları gerektiğini açıkça düzenlemiştir. Toplu idam kararları ise bu güvencelerin büyük ölçüde ihlal edildiği şüphesini doğurur.</p>

<p> </p>

<p>Bir diğer önemli husus ise, bu tür kararların “caydırıcılık” yani “ibret olması” gerekçesiyle savunulmasıdır. Tarihsel ve hukuki deneyim, ağır cezaların kendiliğinden güvenliği arttırmadığını; aksine, çoğu zaman daha fazla radikalleşmeye zemin hazırladığını göstermiştir. Hukukun amacı yalnızca cezalandırmak değil, aynı zamanda adalet duygusunu tesis etmektir. Bu denge bozulduğunda, hukuk bir araç olmaktan çıkıp politik bir enstrümana dönüşür.</p>

<p> </p>

<p>Sonuç olarak, son günlerde sıkça bahsedilen toplu idam kararları yalnızca belirli bir devletin iç meselesi olarak görülemez. Bu tür uygulamalar, uluslararası hukukun evrensel normlarını test eden ve küresel ölçekte yankı bulan gelişmelerdir. Hukuki meşruiyet, yalnızca yasaların varlığıyla değil, o yasaların nasıl uygulandığıyla ölçülür. Ve bu ölçüt, bugün her zamankinden daha fazla sorgulanmayı hak etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/hukuk-ve-infaz-israil-nereye-gidiyor/13/</link>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:20:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Merkez Nokta : 10 Temmuz</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p>Bugün 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü. Hakkın, hukukun ve adaletin varlık sebebimizi şekillendirdiğini hatırlama günü.<br />
Bugün yalnızca hukukun üstünlüğünü savunan avukatların, yargıçların, savcıların, akademisyenlerin ve öğrencilerin değil; vicdanını pusula bilen herkesin de günü.</p>

<p>Hukuk, bir milletin vicdanıdır.</p>

<p>Bir toplumun en temel düzen unsuru, adaletin güvencesi, özgürlüklerinin koruyucusudur; kadınların ve çocukların kalkanı, güçlerinin nişanesidir. Hukuk, fikirlerin ve zikirlerin teminatıdır..</p>

<p> </p>

<p>Bu yüzden ki her dönemde, her coğrafyada hukukun üstünlüğünü savunmak; insan onurunu, hak ve özgürlükleri korumak, bağımsız bir yargı düzeni inşa etmek, çağdaş toplumların temel görevi olmuştur.</p>

<p> </p>

<p>Hukukun sesi ne kadar güçlü çıkarsa, adalet o kadar yerini bulur. Bir toplumda hukukun üstünlüğü susarsa, adalet de susar. Bu yüzden kalemimizi kırmadan, vicdanımızı bükmeden, sözümüzü esirgemeden, adalet yolunda yürümeye devam etmemiz gerekir.</p>

<p> </p>

<p>Bu inançla;<br />
İçinde adaleti yaşatan ve taşıyan herkesin 10 Temmuz Dünya Hukuk Günü kutlu olsun!</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/merkez-nokta-10-temmuz/11/</link>
<pubDate>Thu, 10 Jul 2025 17:03:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Saç dökülmesi  nedenleri ve tedavisi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Saç dökülmesi erkek ve kadınların tüm yaşamları boyunca %50’ sini etkileyebilen sık görülen bir problemdir. Kişinin genel sağlık durumu, saç sağlığını da etkilemektedir. Genetik faktörler, hormonal değişiklikler, stres, beslenme bozuklukları, tıbbi durumlar veya çevresel etmenler saç dökülmesine yol açabilmektedir. Günlük 50 ile 100 adet saç telinin dökülmesi normal kabul edilmektedir. <br />
       En yaygın saç dökülmesi nedenleri arasında genetik yatkınlık ve hormonal değişiklikler bulunur. Bunun yanı sıra, stres, tiroid hastalıkları, demir eksikliği, yetersiz beslenme, hamilelik, doğum sonrası dönem, menopoz gibi durumlar da saç dökülmesine yol açabilir. Ayrıca, çevresel faktörler, yanlış saç bakım ürünlerinin kullanımı veya kimyasal işlemler de saçın yapısını zayıflatarak dökülmesine neden olabilir.<br />
     Saç dökülmesinin altında yatan nedeni belirlemek amacıyla kan testleri, saç kökü analizleri ve bazı durumlarda biyopsi gibi testler yapılabilir. Saç dökülmesinin nedeni belirlendikten sonra, hastanın bireysel ihtiyaçlarına uygun bir tedavi planı oluşturulur. Bu aşamada, kişinin genel sağlık durumu, saç dökülmesinin derecesi ve dökülmeye neden olan faktörler dikkate alınır. <br />
     Saç Mezoterapisi, saç için gerekli olan vitamin, mineral ve aminoasit karışımlarının saçlı deriye enjekte edilmesi yoluyla uygulanan tedavi yöntemidir. Saç köklerini besleyen bileşenlerin kolay bir şekilde saçta yerleşmesini sağlar. Bu yöntem ile saç dökülmesi tedavi edilebileceği gibi, incelmiş olan saçları kalınlaştırır, dökülmeleri durdurur, saçın daha canlı ve parlak hale gelmesini sağlar.<br />
    Saç dökülmesi ileri seviyede olan ve bölgesel kellik yaşayan hastalar için saç ekimi, kalıcı bir çözüm sunar. Saç ekimi işlemi modern tekniklerle gerçekleştirmekte ve doğal görünümlü sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. FUE ve DHI gibi yöntemler kullanılarak yapılan saç ekimi, hastaların uzun vadeli sonuçlar elde etmesine olanak tanır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Op.Dr.Serkan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/op-dr-serkan-avunc/sac-dokulmesi-nedenleri-ve-tedavisi/10/</link>
<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 17:14:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kriz: Anayasa</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce bugün, 19 Şubat 2001'de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Başbakan Bülent Ecevit'e Türkiye Cumhuriyeti Anayasa kitapçığını fırlatması ve devamında Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın hemen devreye girip, Ecevit'in önüne fırlatılan Anayasa kitapçığını Sezer'in bulunduğu yöne doğru aynı şekilde fırlatması ile başlayan siyasi kriz, kısa süre içinde ülkemiz piyasalarını etkilemiş ve 2001 Türkiye ekonomik krizinin nedenlerinden biri hâline gelmişti.  Cumhuriyet tarihinin ekonomik ve siyasi boyutuyla "en derin krizlerinden biri " olarak yorumlanan ve bu yönüyle "Kara Çarşamba" olarak da bilinen bu günde İstanbul Borsası yüzde 14, ertesi gün yüzde 18 değer kaybetmişti. Gecelik faizler yüzde 760'a, Hazine borçlanma faizi yüzde 144'e kadar yükselmiş, 680.000 lira seviyesinde olan Amerikan doları bir hafta içinde 1.000.000 lirayı geçmişti. Kriz sonunda çok sayıda iş yeri kapanmış ve işsizlik kayda değer oranda yükselmişti.  </p>

<p>Peki küçük bir Anayasa kitapçığının fırlatılmasının bile böyle ağır ekonomik sonuçları olmuşken aradan geçen onca yılda bu Anayasa kitapçığı yerinde durup toz mu tuttu? Elbette hayır; o günden sonra ülkemizde Anayasamızın değeri anlaşıldı ve hiç toz tutmasına müsaade edilmedi. Yine her konunun dönüp dolaştığı yer Anayasa oldu; elden düşürülse bile gündemden hiç düşürülmedi. Ağır eleştirilere maruz kalsa da "hem uyulan hem de saygı duyulan" bir kurum olmaya devam etti.</p>

<p>Ülkemizde yönetimi devralan iktidarlar, Anayasa'ya dört elle sarıldılar. Ne de olsa devlet, bir bakıma milyonlarca çocuğa olduğu gibi kanunlara karşı da  bir babaydı ve Anayasayı da bu baba şefkatiyle besledi, büyüttü, yanlış gördüğü yönlerini değiştirerek olgunlaşmasını sağladı.  Güçlenen yeni haliyle "ideal devlet düzenine" muhalif olanların karşısına egemen tavrıyla çıkardı. Kimi zaman olgunluğa ulaşmasına rağmen bazı kalıplaşmış yönleri beğenilmedi; kimsenin değiştirileceğine inanılmayan noktaları da değiştirilmek istendi. Kimi zaman da babanın kalkanı olması istendi, atılması gereken radikal adımlarda dayanak haline geldi. Dolayısıyla iktidarlar, yaşadıkları her acı tecrübede Anayasanın değiştirilmesi fikrini çözüm olarak görmeye başladı. Bu durum da iktidar-muhalefet partileri arasında ardı arkası kesilmeyen bir Anayasa krizi yarattı ve her hukukî uyuşmazlığın çözüm odağı olarak topun Anayasa'ya atıldığı günlerden, Anayasa'nın top gibi atıldığı günlere geçildi.</p>

<p>Top demişken.. Çocukken oynadığımız yakar top oyununu hatırlayalım. Karşılıklı iki tarafın, ortadaki oyuncuları vurmayı amaçladığı bu oyunda ortada bulunanlar topu havada yakaladıkları zaman diğer oyuncularla yer değişir ve artık kendileri onları vurmaya çalışırdı. Bu oyunda sürekli roller değişse bile bir taraf pes edene kadar oyun devam eder, lakin sonuç olarak tüm oyuncuların canı yanardı. Bu oyunda canımızın yanmasının önüne geçmek için tek çözüm oyunu değiştirmekti. Oyuncuların yer değişmesi bile çözüm değilken yalnızca topu değiştirmenin hiçbir anlam ifade etmeyeceğini hepimiz henüz çocuk yaşlarda iken öğrenmiştik.  O halde bizim refaha kavuşmamız için gereken çözüm burada Anayasayı veya iktidara oturan partileri mi değiştirmektir, yoksa zihniyetimizi mi ?</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/kriz-anayasa/9/</link>
<pubDate>Wed, 19 Feb 2025 17:14:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>YAZARIMIZ SERKAN AVUNÇ  : Botilinum toksini </title>
<content:encoded><![CDATA[<p>[19:34, 10.02.2025] Serkan Avunç Doktor: Botilinum toksini ilk olarak 1897 de clostridium botilinum toksininden elde edilmiştir. 1992 de ise göz etrafı kırışıklıkların kaybolmasını sağladığını saptanmıştır. Sonrasında ise hızla kozmetik amaçlı kullanılmaya başlanmıştır.<br />
[19:34, 10.02.2025] Serkan Avunç Doktor: Botilinum toksini, yüz ve boyun bölgesindeki kasların aşıri kasılmasıni önleyerek kırışıklık ve cizgilenmeyi geçici bir süre yok etmede kullanılan kozmetik bir uygulamadır. Tedavi sonrası  2-3 gün sonra kas zayıflığı başlar, 1-2 hafta içinde kırışıklıklar düzelmeye başlar ve etkisi 3-6 ay devam eder.                              Türkiye de Sağlık Bakanlığı Tarafından onaylı botoks preparatları Botox, Dysport, Nabota markalı ürünlerdir. Sahte botokslar ise dünya genelinde olduğu gibi Türkiye de de gittikçe artmaktadır. Sahte ilaçlar genellikle uygunsuz hijyen koşullarında üretilir ve etken madde,doz,üretim süreçleri kontrol edilmeden piyasaya sürülür. Sahte botokslari anlamak dikkatli gözlem, yetkin saglik profesyonelleriyle çalışma ve orijinal ürunleri tanıma konusunda bilgi sahibi olmayı gerektirir. Hatta 'ucuz botoks yoktur, Sahte botoks vardır' denebilir.         Sahte botokslar ilerleyen dönemlerde kanser de dahil bir sürü sağlık sorunlarına, zehirlenme, alerjik reaksiyonlar, işlem bölgesinde enfeksiyon,kaslarda kalıcı hasarlar ya da etkisizlik-kısa süreli etki gibi yan etkilere neden olabilmektedir. Sahte botokslar genelde uzman olmayan kişiler tarafından yapıldığından, her zaman sağlık profesyonelleri ve tıbbi tesislerden hizmet almak sağlık ve güvenlik açısından önemlidir.         Iğdır gibi sınır bolgesine yakın bölgelerde bu ürünler sık bulunduğu için halkımızı bu konuda dikkatli olmaya çağırıyorum. Herkese sağlıklı günler...</p>
]]></content:encoded>
<author>Op.Dr.Serkan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/op-dr-serkan-avunc/yazarimiz-serkan-avunc-botilinum-toksini/8/</link>
<pubDate>Wed, 12 Feb 2025 10:04:02 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Namlunun Ucu : Basın</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir 17 Ocak günü ülkemizde tarzı ve cesaretiyle bir milat olan, onurlu her gazetecinin idolü haline gelen Mehmet Ali Birand’ı hastalığı sebebiyle kaybetmiştik. Maalesef Ocak ayının aramızdan aldığı tek gazeteci rahmetli Birand olmadığı gibi ölen basın mensupları da doğal yollar ile yaşama veda etmediler. Hrant Dink ve Uğur Mumcu gibi değerlerimizi de bu ayda suikastlere kurban vererek bugünlere geldik. </p>

<p>Basın; tüm demokrasi rejimlerinde suça, suçluya, tehlikeye, kaosa ve algıya karşı en büyük silah olmasına rağmen namlunun ucunda da her zaman gazeteciler yer aldı. Zindanların ve mermilerin hedefi olmaktan korkmayan gazeteciler ise gösterdikleri onurlu davranışların ağırlığına göre bedeller ödemeye mahkum oldular. Susturuldular, hapsedildiler, ebediyen susturuldular...</p>

<p>30-40 yıl öncesine kadar cezaevine girmeyen erkeği erkek olarak görmeyen zihniyeti eleştiren bizler, bugün yolu cezaevinden geçmeyen gazetecileri gazeteci görmemeye başlar hale geldik. Çünkü her meslekte olduğu gibi gazeteciler de mesleğin itibarına uygun davrananlar ve davranmayanlar olarak ikiye ayrıldılar. Bugün dahi vazifesini, iradesini, hitap ettiği kitlesini ipotek ettirmeyen gazeteciler ardı arkası kesilmeyen operasyonlarla yıldırılmaya çalışılıyor. Normal şartlarda yıllar sürebilen yargılamalar, işin ucunda muhalif basın olunca süratle neticelenebiliyor. İşin en acı yönlerinden biri de, bu gazetecileri yine toplumun önünde itibarsızlaştıran ve hedef gösterenler de meslektaşları oluyor.</p>

<p>Suçluların kendi gölgesinden dahi saklandığı olaylarda, onların elinde olmayan en güçlü unsur basın iken günümüzde bir suçu gizleme aracı olarak da ilk öncelikle basın kullanılıyor. Yine de yolundan sapmayan, iradesini peşkeş çekmeyen, mesleğinin onurunu temel gaye edinen basın mensupları sayesinde dilimizi pek bağlamıyor, körelmekten bir nebze kurtulabiliyoruz.</p>

<p>Tüm demokratik rejimlerde basın Anayasanın kendilerine çizdiği doğrultuda hareketlerini özgürce idame ettirmektedir. Albert Camus'un da dediği gibi: Özgür basın iyi ya da kötü olabilir, ama özgürlük olmayınca basın ancak ve ancak kötü olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/namlunun-ucu-basin/7/</link>
<pubDate>Mon, 20 Jan 2025 12:12:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kapanmayan Dosya: Kadın Cinayetleri</title>
<content:encoded><![CDATA[<p><meta charset="UTF-8" /></p>

<p>Cezasızlık düşüncesi hemen hemen her gün bir kadını daha hayattan koparıyor. Çocuk, öğrenci, evli, boşanan.. Kısacası her yaştaki kadın için bir gün daha yaşayabilmek maalesef artık bir şans olarak görülüyor. Kadınlar gezmeye, işlerine veya okullarına giderken kendilerini neyin beklediğini bilemiyor. Çünkü ayrıldıkları, tartıştıkları, uzak durmak istedikleri erkeklerin geçtikleri yolda kendilerini bekleyip beklemediklerini düşünmeden edemiyor kadınlar. </p>

<p> </p>

<p>Basında, doğrudan veya dolaylı olarak her gün yaşamı elinden alınan kadınları görüyoruz ancak kamuoyu her defasında biraz daha bu trajediye alışır hale geliyor. Gençliğinin baharında tutunacak dalı kalmadığını hissedip intiharın pençesine sürüklenen üniversiteli kadınların, çocuklarının gözü önünde katledilen kadınların ve kaybolduğu bilinse bile akıbeti öğrenilemeyen kadınların sayısı hızla çoğalıyor. Toplumun nezdinde büyük yankı uyandıran dosyalarda adalet nispeten yerini bulabilse bile hala ismini duyduğumuzda bize aşina gelmeyen, çığlıkları yeterince duyulmayan yüzlerce kadın bulunuyor. Şiddet, aileler arasında teamüller ile çözülmeye çalışılıyorken kadının kavga yaşanan ev ortamından ayrılmak istemesi bile ayıplanıyor ve çocukları için katlanması gerektiği yönünde baskılar yaratılıyor. Cesaretlerini toplayıp şikayetçi olan kadınların büyük çoğunluğu ise kendi ailelerinden dahi destek göremiyor, yalnızlığa mahkum kalıyor ve nihayetinde tehditle şantajla geri adım atmak zorunda kalıp kendilerini bekleyen kaçınılmaz sona gün sayıyor. Bu durum da kaybedecekleri bir şey olmadığı düşüncesiyle “şu kadar yatıp çıkarım” zihniyeti yüzünden erkeklerin telafisi imkansız sonuçlara sebebiyet vermesine yol açıyor.</p>

<p> </p>

<p>Kanunun ve kanun koyucunun yetersiz kaldığını bilmekle beraber hukuk her zaman kanun değildir. Bir kez gelinen bu dünyada her kadının okumaya, çalışmaya, mutlu olmaya, tercihi dahilinde bir aile kurmaya, kısacası yaşamaya hakkı vardır. Bir insan bu düşünceyi ancak aile ortamında çocukken kazanabilir. Ancak bir çocukta bu bilincin oluşmasının yolu kadınların ölümüne, erkeklerin ise cezaevine girişine tanık olmak değildir. Hukukun adalet saraylarının koridorlarında beklemeden hayata geçirilmesi gerekir. Kadınların mutlak yaşam hakkı güvencesiyle hem kendilerini hem çevrelerinde bulunanları bilinçlendirmesinin önü tıkanmamalıdır. </p>

<p>Çünkü erkeğin gelişimi kendisine, kadının gelişimi cihana yön verir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/kapanmayan-dosya-kadin-cinayetleri/5/</link>
<pubDate>Sun, 05 Jan 2025 12:21:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çağımızın Vebası: Yasadışı Bahis</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda artan ekonomik bunalımların bir diğer getirisi de toplumumuzda giderek artan yasadışı bahis merakı oldu. Artan intihar oranlarının büyük yüzdesinin temelinde bile bu yasadışı kumar merakının meydana getirdiği borçlar yatıyor. Özellikle genç kesimlerin ilgi odağı haline gelen bu kumar oyunları, hemen her yaştan insanımızın karşısına birçok seçenekle çıkabiliyor. Çağımızın vebası haline bürünüp SMS ve MAİL dahil her iletişin kanalıyla insanlara erişebilen bu siteler, meydana getirdiği telafisi güç zararların yanı sıra kanunlarımızda da suç olarak nitelendiriliyor. Oynayanlar ve oynatanlar için niteliğine göre kademeli şekilde artan hapis cezası, adlî ve idarî para cezalarını öngören kanunlarımız dahi kimi zaman bu oluşumları cezalandırmak için yeterli gelemeyebiliyor.</p>

<p>Sözde cazip seçenek vaatleriyle kullanıcılarına yüksek kazanç teminatıyla varlıklarını idame ettiren ve ülkemizdeki faaliyetlerini yasal çerçeve içerisinde gerçekleştiren kuruluşların aksine işleyişlerini vergilendirmeyen bu oluşumlar, nispeten kazanç sağlayan kullanıcılarının ilerleyen süreçte Vergi Kanunu ilgili maddelerine muhalefet suretiyle de karşılarına çıkıyor. Akıllara durgunluk verecek yöntemlerle potansiyel kullanıcılarıyla iletişim kurmaya çalışan bu yasadışı siteler, bir kez ağına düşenin kurtulmasına artık olanak dahi tanımıyor. Zira bağımlılarının bütün maddî hürriyetini sömürmelerinin yanı sıra sayısı hiç de azımsanmayacak kadar insanımızı da intiharın pençesine sürüklemiş oluyor.</p>

<p>Kanunlara dahi alenen muhalefet içerisinde olan bir yapılanmaların tüm sermayeleri; tuzaklarına düşenlerin psikolojilerini ve seçimlerini onlardan daha iyi bilmek üstüne oluyor. Dolayısıyla bu oluşumlarda kazanç sağlamak istiyorsanız yapmanız gereken tek bir şey kalıyor: HİÇ DAHİL OLMAMAK.</p>
]]></content:encoded>
<author>Av. Amed Sertan AVUNÇ</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/av-amed-sertan-avunc/cagimizin-vebasi-yasadisi-bahis/4/</link>
<pubDate>Sat, 28 Dec 2024 15:06:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Devlet Bahçeli Ne kadar Samimi? Halk Ne Diyor?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik çağrısı, özellikle son dönemde yaşanan bölgesel gerilimler ve Türkiye'nin iç siyasi dengeleri bağlamında şaşkınlık yaratmış durumda. <strong>Bahçeli'nin terörist başı Abdullah Öcalan’ın TBMM'den PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunması gerektiği yönündeki önerisi, toplumda hem şaşkınlık hem de güvensizlikle karşılandı.</strong> Zira Bahçeli, yıllardır terörle mücadelede en sert tutumu savunan liderlerden biri olarak biliniyor. Bu noktada, halkın kafasında doğal olarak bazı soru işaretleri belirdi.</p>

<p><strong>İsrail’in Gazze ve Lübnan'daki hamleleri, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve güvenliğine yönelik tehdit algısını artırmış olabilir. Bu bağlamda, Türkiye'yi içerden zayıflatma stratejileri devreye sokuluyor olabilir. </strong>Özellikle Kürt meselesi üzerinden toplumun bölünmesi hedefleniyor olabilir. Bahçeli'nin bu çağrısı, PKK’nın silah bırakması adına bir fırsat gibi görünse de, bu adımın arkasında derin bir stratejik hesap yatıyor olabilir. Bahçeli’nin açıklamaları, Kürt sorununu daha da karmaşık hale getirebilir ve toplumu bölme çabalarına karşı savunmasız bırakabilir.</p>

<p>Bahçeli’nin önerisi toplumda geniş yankı buldu; ancak birçok kesim bu çağrıyı samimiyetsiz ve siyasi bir manevra olarak değerlendirdi. Halk arasında, özellikle de Bahçeli’nin geleneksel tabanı içinde, bu önerinin büyük bir kafa karışıklığı yarattığı söylenebilir. <strong>İnsanlar, Bahçeli’nin bu önemli öneriyi Meclis kürsüsünde dillendirmesi yerine, geniş çaplı bir halk gezisi düzenleyerek bu fikri doğrudan halka sunmasını istiyor. Bahçeli'nin Osmaniye'den başlayarak tüm Türkiye’de mitingler düzenlemesi ve bu önemli meseleyi bizzat halka açıklaması gerektiği düşünülüyor. Bu sayede Bahçeli, halkın tepkisini doğrudan görme fırsatı bulabilir.</strong></p>

<p>Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısı, silah bırakma sürecinin bir başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu çağrının Meclis’ten yapılacak olması, terörle mücadeledeki hassasiyetleri göz önünde bulundurulduğunda, bir çelişki olarak algılanıyor. Türkiye’nin sınırları içinde PKK’ya yönelik asıl mücadelenin sınır ötesinde sürdüğü göz önüne alındığında, <strong>Öcalan’ın mecliste kime sesleneceği de ayrı bir tartışma konusu. Teröristlerin çoğunun sınır ötesinde olduğu bilinirken, Meclis kürsüsünden yapılacak böyle bir çağrının ne derece etkili olacağı belirsizdir.</strong></p>

<p>Bu noktada, CHP'nin de Selahattin Demirtaş üzerinden konuyu ele alması dikkat çekici. <strong>Siyasi arenada, hem MHP hem de CHP’nin cezaevindeki iki isim üzerinden çözüm araması, birçok kesim tarafından yetersiz ve yanlış bir yöntem olarak görülüyor. Meclisin iki güçlü partisi, bu iki kişiye çözüm umudu bağlamak yerine, Türkiye’deki tüm halkları kapsayan daha geniş bir çözüm süreci yürütmelidir.</strong></p>

<p>Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrı, Türkiye’de hem siyasi arenada hem de toplumda ciddi bir tartışma başlatmıştır. <strong>Barış süreci gibi önemli bir konuda, böyle bir adımın atılmasının etkileri dikkatle analiz edilmelidir. Ancak bu tür radikal adımların sadece siyasi bir manevra olup olmadığı, halkın tepkisi ve terörle mücadelede gerçekten ne kadar etkili olacağı zamanla netleşecektir. </strong>Terörle mücadelenin köklü ve kalıcı bir şekilde çözüme kavuşması için halkın bütün kesimlerinin görüşlerinin dikkate alındığı, şeffaf bir stratejiye ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
<author>Nihat ARAS</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/nihat-aras/devlet-bahceli-ne-kadar-samimi-halk-ne-diyor/2/</link>
<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:36:57 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Terörün Alçaklığı: İnsanlıktan Yoksun Bir Kanser</title>
<content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Terör, insanlık tarihinin en karanlık lekelerinden biri olarak toplumların kalbine saplanan bir hançerdir. Her bombalı saldırı, her pusu ve her masum can kaybı, terörün insanlığa nasıl düşman olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. TUŞAS patlamasında yaşadığımız acı olay da bunun son örneği. Üç kahramanımızı şehit verdik, 14 insanımız yaralandı. Peki neden? Çünkü bir avuç kanlı terörist, insan hayatını hiçe sayarak kendi sapkın ideolojilerini dayatma derdindeler. Terör, sadece bir eylem değildir; o, insanlık onurunun yok edildiği, ahlaksızlığın zirveye ulaştığı bir alçaklık simgesidir.</p>

<p>Terörün kullandığı dil nefrettir, amacı kaostur, hedefi ise masumları katletmektir. Onların varlık sebebi, toplumu korkuya boğmak ve kendi kanlı fikirlerini yaymaktır. Sözde bir davayı savunmak adına insanların yaşamlarına kast eden bu zihniyet, en ufak bir insanlık kırıntısı bile taşımamaktadır. Terörün bahanesi olmaz, haklı bir sebebi olamaz. Her seferinde "ama" ile başlayan cümleler, bu şiddetin ne kadar çirkin ve aşağılık olduğunu göz ardı etmeye çalışanların maskesidir. Terör, hangi amaca hizmet ederse etsin, her zaman ve her yerde lanetlenmelidir. Çünkü masum insanların kanı üzerinden kurulan hiçbir dava haklı değildir.</p>

<p>Terörün bu kadar yaygın hale gelmesinde, sadece terör örgütlerinin değil, onları destekleyen, finanse eden, fikirlerine çanak tutan her kesimin suçu vardır. Onları koruyan, onlara zemin hazırlayan, fırsat tanıyan her devlet, grup ya da kişi, dökülen her kanda pay sahibidir. Terörün kökünü kazımak, sadece teröristleri öldürmekle bitmez; terörün beslendiği bataklığı kurutmak gerekir. Bu bataklık, ideolojik kışkırtmalardan finanse eden devletlere kadar uzanan geniş bir ağdır. Bu ağ kesilmedikçe, her öldürülen teröristin yerine yenisi gelecek ve terör döngüsü devam edecektir.</p>

<p>Saldırılarda ölen her masum insan, geride parçalanmış hayatlar, sönen umutlar bırakıyor. Terörün amacı budur: insanları umutlarından, sevdiklerinden, yaşama dair her şeyden mahrum bırakmak. Ancak asıl korkunç olan, bazı kesimlerin bu vahşeti normalleştirmesi ve adeta bir siyaset malzemesi haline getirmeye çalışmasıdır. Terörün hiçbir "meşru" sebebi olamaz. Masum insanları öldürerek bir ideolojiyi savunmaya kalkışmak, sadece acziyetin ve korkaklığın göstergesidir.</p>

<p>Bu ülke, terörle yaşamaya alışmak zorunda değil. Hiçbir millet, hiçbir toplum, terör belasıyla mücadele etmek zorunda kalmamalıdır. Terör, bir halkı susturamaz, diz çöktüremez. Terörün karşısında dimdik duran bir toplum, en güçlü silahtır. Ancak bu duruş, sadece sloganlarla ya da basit kınamalarla değil, somut adımlarla, kararlılıkla ve terörün tüm destekçilerinin üzerine gitmekle mümkün olabilir.</p>

<p>Sonuç olarak, terör sadece bir suç değil, insanlığa karşı işlenmiş en büyük ihanetlerden biridir. Bu alçaklık, her zaman ve her yerde en ağır şekilde cezalandırılmalı, terör örgütlerine ve onların destekçilerine hiçbir şekilde müsamaha gösterilmemelidir. Hangi ideolojiyi savunursa savunsun, terörist teröristtir. Terörün dili, dini, ırkı yoktur; o sadece kanla beslenen bir vampirdir. Onun kökünü kurutmak, insanlık onurunu savunan herkesin ortak görevidir. Bu uğurda dökülen her kan, teröre karşı verilen büyük bir mücadele bayrağıdır. Ve bu bayrak asla yere düşmeyecektir.</p>
]]></content:encoded>
<author>Nihat ARAS</author>
<link>https://www.arasgazetesi.com.tr/yazarlar/nihat-aras/terorun-alcakligi-insanliktan-yoksun-bir-kanser/1/</link>
<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 08:56:30 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>